Yanlış Anlaşılmak

biryazar tarafından 26/09/2009 tarihinde yazılmıştır · 0 yorum

1 Yazılar

Eşi-benzeri olmayan bir dünya hepimizi kucaklıyor. Başlangıçta ne bir boşluk, ne bir mutsuzluk hakimdir hayatımızda. En müthiş, en güçlü ve en masum duyguları giyen ruhumuz, kendini bir bedene hediye eder sonra. Bedenimiz, onu çevreleyen nice duygu ve düşünceler arasında dolup taşarak pek çok boşluğu yarıp, geçer. Bir çift göz en güzel bakışlarını yüce bir varlığın gücüyle yaşama karşı açar bir zaman sonra. Başlangıç ağlama sesleriyle yükselse de hayata, mutluğun gözyaşları kalbin merkezine doğru keyifle beklemeksizin ilerler.

Demir gibi sağlam duygu ve düşüncelerle hayata başlayan bizler, daha sonra bir gedik açarız hayatın bir yerine. Doğru yerde olsak da, olmasak da açtığımız gediğin büyümesine hız kazandırmadan edemeyiz. En basit iletişim şeklimizi dahi ağır zihin yorgunluklarına hapsederiz. Boğum boğum olabilecek ne kadar çetrefilli yol varsa bulup, gireriz kapısından içeri. Sonra da aslında bu böyle değildi demekten kendimizi alamayız. Düzeltmeye çalıştıkça da batarız en dibe. Anlattıkça balçıkla bulanır her yanımız, daha bir karmaşıklaşırız elimizde olmadan. Sonra olmadığımız birini sunarız karşımızdakine. Düzelt ki, düzelebilsin her şey.

Ne kötü şeydir yanlış anlaşılmak, o yanlışlığın içinde anlatamadıkça kıvrana kıvrana yaşamak. Bu bir kusurdur ve böylesi bir kusurda bazen bir insanın dünyevi hayatını baştan sonra etkiler, zehir eder istemeden. Hem esnek, hem dayanıklı bireyler bulmanın zorluğu malumlarınızdır. Herkes başka yorgunluk istemez hayatında. Kendilerince haklıdırlar aslında, ama bir kılıç kadar keskin gerçekleri göz ardı etmekte imkansızdır. Ne kadar iyi işitirsek işitelim, sürünerek yürüyen bir böceği fark edemeyecek durumlar yaşayabiliriz. Yanlış bir davranış ya da ifadenin yarattığı dalga içine içine çeker bizi. Bir deri bir kemik kalan içselliğimiz, başlangıçta demir gibi dayanıklı kişiden çok ama çok uzağa gitmiştir.

Buzlarımızın çözüldüğü bazı zamanlarda yaparız bu çeşit davranışları. Toprağın kokusuna karışmadan kimi duygular, karşımızdakinin ruhuna çoktan sinip yer etmiştir bile. Türlü türlü düşünce patlamaları yaşatır, kendine özgü fikirlerin gelişmesine sebep oluruz. Ne anlamsız görüşler başkalaşarak çatışmalar yaşamaya başlar. Öyle mi, ya da böyle mi söylemlerine sık sık merak karışır çeviklik içinde. Geçen bir zamanın içine ikinci kez karıştığımızda ise, tam her şeyi düzeltmeyi amaçlamışken yeni yeni yanlış anlamalara sebep oluveririz. Sonra da bir çuval inciri mahvetmiş olarak buluruz kendimizi. Ne yaparsak yapalım, yeni bir batışa sebep olmanın verdiği rahatsızlık ile olağanüstü bir duygu kıyımını yaşarız içimizde.

Bu kadar zorlamalı mıyız her şeyi? Basit bir durumu anlayış içinde karşılayıp, yeni bir şans vererek kusursuzlaştırmak en güzeli değil midir? İnsan olarak derin ve esrarlı duyguları şiddetli bazı dönemlerde yaşamış olabiliriz. Demir gibi sağlam duygu ve düşünceler doğuştan gelen en önemli özelliğimiz ise, zararsız ve tehlikesiz bir davranışı yersiz alıkoymalardan uzak tutamaz mıyız?

Bir insanın bir insana kendisini anlatmasının, bu kadar zor olmaması gerektiğine inanmaktayım. İnsan, ya izin vermediğinde, ya anlamak istemediğinde ya da anlatım eksikliği olması halinde böylesi şeylere gebe kalır. Bazen gününde olmayabilir kişi ya da kişiler. Ya anlamak için, ya da anlatmak için yanlış bir günün içine sıkışıp kalınmıştır. Hatırlatmak isterim ki, konuşmakta en az yazmak kadar kolay bir iş değildir. Öylesine konuşup yaşamak ile, içine bir anlamı sığdırmak adına yapılan konuşma ile yaşam arasında büyük farklar vardır. Kısır ve verimsiz bir anlatım yanlış anlaşılmanın karşısında dimdik duramaz asla. İfade eksikliğinin içinde sabun misali eridikçe erir hemen her şey.

Geçenlerde yaşanan İstanbul sel baskınını kimsenin unuttuğunu sanmıyorum. Birçok insan ya hayatını kaybetti, ya da ciddi yaralar aldı. Hem manevi, hem de maddi anlamda açılan büyük yarıklar insanlara üst üste darbeler vurdu. Olanların korku ve şaşkınlığını üzerinden atamayan kişiler mücadele halindeydiler. Bir başka taraftan ise tüm bu olanları hafife alırcasına davranan bir kısım insan, ortalığa saçılan bazı ürünleri yağmalamanın derdine düşmüştü. Televizyonda bu olanları izlerken duyduğum tarifsiz utanç, insanlığımızın hangi seviyelere düştüğünü acı ve öfkeye karışan duyguları birlikte harmanladı yüreğime. Kameranın önünde etrafına kızgınlık içinde konuşan bir bey şu sözleri dile getiriyordu: “Arkadaşlar yapmayın! Biz böyle bir millet değiliz” diyordu. Tam anlamıyla sözün bittiği yer burasıydı benim için.

Aynı acımasız duygulara gömülüp, bahsi geçen konumuzla bu durumu bir kefeye koymak niyetinde değilim. Ancak, hayatın olduğu gibi her şeyin başlangıcı onun nasıl devam ettiğiyle ilintilidir. Tipik bir çatlak geminin batmasına nasıl sebep olur ise, basit bir yanlış anlamanın nelere mal olacağını kimse bilemez.

“Biz bu değiliz!..”

Burada korkunç duygu ve düşüncelerden bahsetmiyorum. En basit halimizle yaptığımız, en basit hatalarımız biraz da anlatmaya çalıştığım. Bu ipin ucunu kestirebildiğimiz en başnoktadan yakalayabilirsek eğer, aylarca ya da yıllarca sürecek boşa geçecek zamanları kazanmış ya da kazandırmış olacağız. Tek seferlik sürdürülen bir hayat içinde armağan edilen zamanlar, insana sunulan en büyük ödüldür bence.

Şimdi lütfen bu durumu yeniden gözden geçirelim. Günümüze dönüp, bir kez olsun kendimize bakmayı deneyelim. Neyi, ne kadar doğru anladığımız kısmını tekrar irdeleyip, varsa böylesi basit konumlar, onları sıfırlayalım. Suyun sıcaklığını ısıtmak yerine soğutmayı, gergin yanakları daha fazla germektense yumuşatmayı seçelim hep birlikte. Birçoğumuz için yanlış anlamaların önemi yoktur belki de. Gerçekten de bu bazı anlarda önemini yitirebilir. Fakat unutmayalım ki, bazılarımız için önemsenmeyecek durumlar, bir başkası için büyük önem arz edebilir.

Zira, iyi ve kaliteli yaşamanın en birincil şartı biraz da bundan ibarettir.

Sevda Saime ESEN


12345

Yorum Bırakın



Önceki yazı: Kötülerin Bakamadığı Mücevher

Sonraki yazı: Bayan Maymun