Gecenin Öteki Yüzü

biryazar tarafından 06/10/2009 tarihinde yazılmıştır · 0 yorum

1 Yazılar

Yıldızlar tebessüm ediyor, gökyüzünde ay, gecenin hükümdarlığına soyunmuÅŸ, bunu ilan ediyordu sanki… Etrafta yine sessizlik kol geziyordu. Sıkıcı sessizliÄŸin içinde tek canlı gibi görünen Ömer usta, gülen geceye tezat, suratsızlığının kıvamını yakalamış gibiydi. Herkes gibi, normal bir iÅŸe sahip olmayışı, düşüncelerinin diÄŸer insanlara göre, farklı bir noktada yoÄŸunlaÅŸmasına neden oluyordu. Gerçekler, yalnızca Ömer ustanın elini tutuyor, onu farklı bir yerlere çekmeye çalışıyordu. TerkedilmiÅŸliÄŸin derin hüznü, ruhunu tir tir titretiyor ve o da zaman zaman anlamsız bulduÄŸu hisler içinde demlenmeye bırakıyordu kendini…

Karmakarışık duyguların beynine nüfuz etmesi, dünyaya karşı hissettiÄŸi yabancılaÅŸmayı daha da arttırıyordu. Evet, çok, çok uzaklarda kalmış bir ruhun yorgun haykırışı yankılanmadan var gücüyle geri dönmüştü. Yalnızdı… Mutsuzdu…

Gençliğinin eşiğinde başladığı mermer ustalığı, ilk günkü heyecanı vermiyordu artık Ömer ustaya!.. Düşüncelerini süsleyen çok farklı hayalleri vardı. En güzel oymaları, mermerden büst ve heykelleri o yapacak, tüm dünyaya adını duyuracaktı. Büyük bir sanatçı olma isteğiyle çarpan kalbi, kurduğu olağanüstü düşleriyle ortak bir anlaşma imzalamış gibiydi.

Hayat içerisinde yaÅŸadığı hayal kırıklıkları yaÅŸamındaki çok ÅŸeyi deÄŸiÅŸtirmiÅŸ, hayalleri, büyük sanatçı olma isteÄŸi, uÄŸursuz bir elin onu itelemesiyle kenara fırlatmıştı sanki… O, ÅŸimdi büyük bir mezarlık mermercisi(!), geceleri koruyan koca yürekli bir mezarlık bekçisiydi. İnsanların, gündüzün aydınlığında bile gitmekte ürktüğü bu mekanı, gecenin karanlığında kendisine mesken tutmuÅŸtu.

Çevresinde, aksi, babacanlıktan uzak, geçimsiz bir adam olarak tanınırdı. İnsanlarla yaşadığı çatışmaları çoktu. Yalnızlığını ve mutsuzluğunu paylaşmaktan hoşlanmayan, hatta bunların keşfedilmesini istemeyen bir ruh hâli içerisindeydi. İnsanlardan uzaklaşmak adına kabul ettiği mezarlık bekçiliğini de bu yüzden sürdürmekteydi. Dış dünyayı dışarıda bırakmış olarak yaşamak, her şeye rağmen ona iyi geliyordu.

Ölümün bu kadar yakınında bulunmak onu ürkütmüyordu. Tam tersine seçme hakkını kendinde daha güçlü hissediyor, odasının penceresinden izlediği yüzlerce mezarı bilinmedik evrende başka bir âleme yolculuk olarak düşlüyordu. İçsel yalnızlığının tek arkadaşı ise uykuya daldığında rüyasına giren Vedat Can’ın ruhuydu. Vedat Can, her Salı Ömer ustanın rüyasına girer, onunla saatlerce sohbet eder, sabahın ilk ışıklarında da öteki âleme geri dönerdi.

Gece, ağır ağır yoğunlaşan sisli bir havaya bürünüyordu. Kalabalık gürültülerden yoksun bir dinginlik, verdiği huzur ile tarifsiz çağrışımlara vesile oluyordu. Ömer ustanın, farkında olmadan ruhuna geçiş yapan bu gizli dokunuş, zaman ilerledikçe kendini daha çok gösteriyor, olağanüstü bir hissin hazzı ile yüreğini kabartıyordu.

Gece yarısı olmuÅŸ ve Ömer usta yapmak zorunda olduÄŸu rutin güvenlik turlarından birine yine çıkmıştı. Her zaman hızlı adımlarla mezarların arasından çok çabuk geçen Ömer usta, bu sefer adımlarında bir zafiyet varmış gibi dolaşıyordu. Ayakları onu, gezinti ötesinde baÅŸka bir yolculuÄŸa götürmek istercesine hareket ediyordu sanki…

Kapkara bir gecede mezarların arasında olmak bir süredir ona, rahatsızlıktan öte huzur veriyordu. Anormal saydığı iÅŸini de, ilk zamanlarda olduÄŸu gibi yüksünmeyle kabul etmiyordu artık… İçten içe hissettiÄŸi yalnızlık duygusu da, bu giz dolu gecede mutsuzluÄŸuna gölge gibi görünmüyordu sanki… Tarif edemediÄŸi duyguların eÅŸliÄŸinde mezarlar arasında dolanırken duyduÄŸu “hey baksana, hey baksana” diyen sesin gizemli gecedeki yankılanışı onun, bir anda irkilmesine neden olmuÅŸtu. Arkasına dönüp baktı. Kimsecikler yoktu. “Gaipten sesler duymaya baÅŸladım galiba” diye kendi kendine söylendi. Bir süre daha yürümeye devam etti. “Hey, bastığın yere dikkat etsene!”, “Hey, sana söylüyorum. Bastığın yere dikkat etsene!” diyen o ses, yine yankılandı kulaklarında… Etrafına bakındı, arkasına döndü kimsecikler yoktu. Ellerini kulaklarına götürüp, iÅŸaret parmağı ile silkeler gibi yaptı. “Duymadın mı beni? Salak salak kulaklarını temizlemeyi bırak da, bastığın yere dikkat et!” dedi o ses yine… Karanlıkta in cin top oynarken, Ömer ustanın bastığı yeri görmesi imkansız gibiydi. Ama o, yine de tüm dikkatini ayakları üzerinde yoÄŸunlaÅŸtırarak gözlerini bastığı yere yöneltti. Bir kabarıklığın üzerinde durduÄŸunu fark etti. İrkildi bir anda, “ne yani” diye söylendi. “Hayır, olamaz böyle bir ÅŸey” diye mırıldandı. Geriye doÄŸru birkaç adım attıktan sonra, ÅŸaÅŸkın ÅŸaÅŸkın etrafına bakınmaya devam etti. “SaÄŸ ol” diyen o sesi, yine duydu. “Kim konuÅŸuyor?” diye seslendi gecenin içine… “Ben konuÅŸuyorum, yani bastığın toprağın altında yatan bedenin ruhu!” diye karşılık verdi. Ömer usta, “Ama nasıl olur böyle bir ÅŸey?” diye söylendi. “Oluyor iÅŸte.” diye yeniden o ses, yanıt vererek sözlerine devam etti.

“Uzun zamandır bu mezarlığın bekçiliÄŸini yapıyorsun. GeldiÄŸin günden bu yana seni izlemekteyim. Düşüncelerini, duygularını ve kırgın yalnızlığını biliyorum.” dedi. “Aslında, ÅŸu anda seninle gerçekleÅŸtirmiÅŸ olduÄŸum bu iletiÅŸimi, geldiÄŸin günlerde kurmayı düşünmüştüm. Ama korkup, kaçabileceÄŸin duygusuyla bundan, daha sonra vazgeçtim. Dünyadan kopuk, huysuz bir insan gibi görünmen ve çevredeki insanlarca, aksi adamın biri diye tarif edilmen sana karşı olan ilgimi ilerleyen zamanda daha da çok arttırdı.” sözlerini “adım Vedat Can, 16 yaşında bir trafik kazasında hayatımı kaybettim.” diyerek sürdürdü. Ömer usta çenesi kilitlenmiÅŸ gibi, olduÄŸu yerde donup kalmıştı. İnanamıyordu. Silkinir gibi yaptı. Toparlanmaya çalışırcasına, hızlı atan kalp atışlarını duymama cesareti göstererek, “gitme zamanı geldi” diye mırıldandı. YavaÅŸ adımlarla sessiz sedasız oradan uzaklaÅŸmak istiyordu. Gizli duvarların arasından geçen bir güç, sanki ensesinin dibinde nefes alıp veriyordu. Son derece anlamsız, karmakarışık düşüncelerin arasında bir düş gördüğünü düşünüyordu. Ama uyanıktı. Peki bu nasıl bir düştü o zaman? Bekçi kulübesine doÄŸru yürürken Vedat Can´ın gerçek olup olmadığını idrak etmeye çalışıyordu. Sona ermek üzere olan bir zamanın süreci baÅŸlamış olabilir miydi? Evet, evet öyle olmalıydı. Bu ses, ona bir ÅŸeylerin mesajını vermek için kendini duyurmuÅŸtu. Ömer usta, çevresinde dönüp duran bu garip gecenin, kulübesinden içeri girdiÄŸinde de devam edeceÄŸinden habersiz, uyuÅŸuk bir vücudun yorgunluÄŸu ile yatağına uzandı. Az sonra da gözleri, uykuya yenik düşerek kapandı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde sessizliÄŸi yaran bir gıcırtıyla kapı açıldı. İçeri, ÅŸiÅŸman, kısa boylu, patlak yeÅŸil gözlü bir çocuk girdi. Ömer ustaya, “Beni bir düş sanıyorsun biliyorum. Ama ben bir düş deÄŸilim. Lakin ÅŸu anda senin düşündeyim.” diye konuÅŸtu. Düşlerin içinde konuÅŸmak daha rahattı, karşındakine dokunmak istesen de dokunamıyordun belki ama, onu rahatça görebilme yetisine sahip olabiliyordun. İşte Ömer ustada öyle bir düşün içindeydi. Bunlara inanmak için güçlük çekse de duyduÄŸu ses, ÅŸu anda gördüğü düşün içindeki insandan geliyordu ve dışarıdaki sesin aynısıydı. Evet, bu, bu düşündeki çocuk, “ben Vedat Can” diyen çocuÄŸun sesiydi.

Ömer usta, ÅŸaÅŸkınlığını atmaya çalışarak, biraz da çekinerek Vedat Can ile konuÅŸmaya baÅŸladı az sonra… “Küçük yaÅŸta yaÅŸamını yitirmen, açık söylemeliyim ki beni bir hayli üzdü. YaÅŸam ne kadar zorlu bir yarış gibi görünse de güzeldir.” dedi. Vedat Can, “Evet yaÅŸadığım süre içinde, yaÅŸamak bana da güzel geliyordu. Tâ ki, ölümü tattığım o güne kadar… Dünyadan baÅŸka bir âleme geçtiÄŸinizi anlamak çok uzun sürmüyor. BedensizliÄŸin ötesinde, sonun baÅŸlangıcında yeni bir ufka kapı aralıyorsunuz. Yeryüzünde ölümlere anlam veremeyen insanoÄŸlu, bu yok oluÅŸtan korkacak kadar âciz, akıl yürütemeyecek kadar kör ve gülünç yaşıyorlar oysa…” dedi. Bu yorumlar bir çocuÄŸun taşıyabileceÄŸi düşüncelerden öte, bilgece sözlerdi. Nasıl oluyordu da, 16 yaşındaki bir çocuk böylesi engin düşünceleri kendinin edindiÄŸi elli yıllık tecrübeyle konuÅŸabiliyordu. Vedat Can, Ömer ustanın düşüncelerini, ruhlara has düşünce okuma yetisiyle az sonra yanıtladı. “Åžu anda karşında bir çocuÄŸun bedenini görüyorsun. Lakin, öldükten sonra ruhlar arasında çocuk ruhu, yetiÅŸkin ruhu ya da yaÅŸlı ruhu diye bir tanımlama yoktur. Yani ruhların yaşı yoktur. Tıpkı meleklerin cinsiyetinin olmayışı gibi… Çocuk görünümde bir yetiÅŸkin gibi konuÅŸmam, seni yanılgıya düşürdü bir an, farkındayım. Ancak, ölmeden evvel sahip olduÄŸum beden ile sana görünebilirim, daha fazlası mümkün deÄŸil.” diye devam ettiÄŸi konuÅŸmasını “YaÅŸamdan sonra ölümün gizini çözmüş bir ruh olarak karşındayım. Düşüncelerim, seni hayrete düşürmesin.” diye tamamladı.

Ölümü bu kadar huzur verici bir gülümsemeyle karşılayabileceÄŸini hiç düşünmemiÅŸti Ömer usta. Korkuların, beÅŸ para etmeyen yersiz çeliÅŸkilerin, boÅŸluktaki anlamsız görüntülerden farkı yoktu ÅŸu anda… Vedat Can, yaÅŸamın içindeki gerçeÄŸi çözdüğünü zanneden Ömer ustaya, avunmaktan öteye gidebileceÄŸini göstermiÅŸti. Dünyaya yabancılaÅŸmanın, insanlardan uzaklaÅŸmanın, kağıt üzerinde anlatılan ya da yaÅŸanan terk ediliÅŸlerin hüznünü yersizce sindirmenin yanlışlığını sunmuÅŸtu bir anlamda da…

Ömer usta, içindeki sesle yaptığı konuşmayı bitirdiğinde Vedat Can´ın gittiğini fark etti. Oysa, söylemek istediği birçok şey vardı, onları tamamlayamamadan Vedat Can´ı yitirmiş olmak, tuhaf bir duygu akışında sürüklenmesine neden olmuştu. Ama içinden bir ses, onun, yakında kendisini yine ziyaret edeceğini, ruhunu güzel yolculuklara götüreceğini söylüyordu. Bu denli içsel bir çağrıyı duyumsamak farklı bir heyecan dalgasının vücudunda yayılmasına neden olmuştu.

Bundan sonraki günlerde Vedat Can ile Ömer usta bir Salı gecesi yine görüştüler. Bu görüşmeyi diğer Salı ve ondan sonraki Salılar takip etmeye başladı. Artık, her Salı gecesi onların sohbet gecesi olmuştu. Ömer usta, Vedat Can ile olan dostluğuna öylesine bağlanmıştı ki, her görüşmelerinde farklı bir dünyanın, farklı bir kapısının aralandığını düşünüyor, ölüm duygusunu bile akraba bir duygu gibi algılıyordu.

Hayat, bir sonun başlangıcında Ömer ustaya merhaba diyerek kapılarını aralamıştı. Geçmişe dönmenin imkansızlığı, artık yaralarını kanatmıyor, yeni dünyasına açılan pencere ise korkudan uzak hissettiği ölümü, yeni bir doğuş gibi gecenin öteki yüzünde ona sunuyordu.

Sevda Saime Esen


12345

Yorum Bırakın



Önceki yazı: Kırlangıç ile Çoban Köpeği

Sonraki yazı: Kim Bilir