Eskiler

biryazar tarafından 07/09/2009 tarihinde yazılmıştır · 0 yorum

1 Yazılar

“Kaç eski,

Kaç yeni,

Kaç kaç kaç“

Eski kelimesinin sözlük anlamını irdeleyecek olsak, hiç kuşkusuz içinde birden fazla manaya rastlarız. Kaç farklı duyguyu yüzgöz olmadan yaşarız, hem de en yalın haliyle. Bu zengin yalınlık insanı nasılda alır götürür farklı zamanlara. Hangi kimlikle, hangi duygular sayılıp dökülür. Belki de en güzel tarafı bu olsa gerek. En can alıcı haliyle sözlükteki “eski” hangi anlamları barındırıyor içinde: “1.Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan. 2.Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş. 3.Bir önceki. 4.Geçerli olmayan: Eski moda. 5.Geçmiş çağlardaki. 6.Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmaması. 7.Mesleğinde uzmanlaşmış, tecrübesi olan. Eski ağıza yeni tam turfanda bir şey yenirken söylenen bir söz. Eski çamlar bardak oldu devir değişti, eski tutumların değeri kalmadı. Eski hamam eski tas hiçbir şeyi değişmemiş, eski durumunda kalmış. Eski köye yeni adet yadırganan bir yenilik yapmaya kalkışanlar için söylenmiş. “

Geçen süre zarfında insanlar arasında kaybolup gitmeyen tek şey eskiler belki de. Bir istasyona benzetiyorum eski günleri, her bir duygunun farklı duraklara ait olduğunu düşünüyorum. Kulağımıza kar suyu kaçıran büyüklere, her şeye politikasız bakan yiğitlere, kuşku götürmez sevgilere, ikili oyunlara uzak insanlığa hep eskiler arasında rastlıyorum. Her bir istasyon iç içe geçmiş birçok duygunun kapısını aralıyor adeta. Yüreğimizi coşturan sevgiler kadar kanatan duygularda gizliyor içinde. Ama yine de arıyorum eskileri, o eski günleri. Çünkü; çocukluğumdaki baba özlemi bir oda ötedeyken bir toprak altında sürüyor bugün, kardeşlerim bir yatak uzağımdayken kilometrelerde yakıyor yüreğimi… Eskilerden değişmeyen tek şey yanımdan hiç ayrılmayan annem. Yanımdayken dahi hep özlediğim…

İnsan zor günleri sevdikleri yanındayken daha güçlü karşılıyor, aşıyor yüzü yere değmeden. İlginin büyüklüğünü desteğe dönüştürüveriyor. Yüreği sıcak sıcak oluyor. Gözleri parlıyor fırlarcasına. Ruhunu karanlık bir geceye teslim etmiyor gönülsüzce. Özlemler artmıyor eskiler arasında. Küçük bir dünyanın içinde kocamanlaşıyor gökyüzü. Alakasız onlarca ayrıntıya takılmıyor hayalleri. İçinde var olan acı tatlı her gözyaşı niyeti kötü olmayan bir duyguya doğru ilerliyor.

“El ayak çekilince döneriz kendimize,

Başımız yastığa değince aramaya koyuluruz kaybettiklerimizi… ”

Kimi zaman eskiler istemeden canımı acıtıyor. Gözlerimde biriken yaş, yüreğime çizik atarak sonlanıyor. Ne zaman eskileri hatırlasam özlemim kadar, o günlere dönme isteğimde arsızlık ediyor. Biliyorum, bu istek uzak ihtimallerden öte imkansızlığa demirliyor kendini. Söz dinletemiyorum ruhuma. Ruhum laf anlamadıkça haddimi bildiriyor zaman. Eskiler eskiyor durmadan, bende eskimeye doğru ilerliyorum muhalefete uzak ayrıntılarda.

Eski kahramanımı hatırlatıyor hemen her şey. İlk kahramanım babamdı diyorum şimdilerde. İkinci kahramanımı ise eskiler arasına bırakmamak için saklıyorum yüreğimde. Ne bileyim belki de ben, eski bir ruhun bugünüyüm. Unutamıyorum kahramanımı, kahramanlıklarını… Kocaman özlüyorum.

Ah! Çocukluğum…

Çocukken uzun bekleyişler sonunda alınan bir giysiyi, her gün yeniden giyinmek büyük mutluluk verirdi bana. Her giyinişimde yeni alınmış kadar heyecanlanırdım. Eskimesin diye her akşam yatmadan önce dua ederdim Allah’a. Santim santim ezberlemiştim her karesini. Annemin uyarılarına rağmen vazgeçmek istemediğim duygular çıkardı karşıma. İçimdeki mutluluk camlara yapıştırılmış afişler kadar renkliydi.

Çocukken giysim eskimesin diye ettiğim dualar bugün, sevdiğim insanlara bir şey olmasın dediğim zamanlara bırakıyor kendini. Her durak farklı duygulara kapı aralar demiştim ya hani, işte bu o farklı duraklardan birini resmediyor esasında. Hayatın içindeki metin değişiyor sadece. Dişe dokunur başarılara imza atıyor olsak da, gündüzün geceye teslim oluşuna benziyor birazda. Klasik söylemlerde anlatıldığı gibi, güneş her gün yeniden doğup, batıyor. Hayat kaldığı yerden devam ediyor öylece. Dün eskilere yolculuk ederken, gelecek umut dağıtmaya devam ediyor.

Beylik laflar geliyor dilime,

Gidenleri hatırlayınca susuyorum,

Tastamam eksiliyorum ağırlaşarak kendime,

Eskiler dem vuruyor, incede inceye,

Çok üstelersem biliyorum,

Başka birine dönüyor hayat,

Ne eskiyi tanıyor, ne de yeniyi,

Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık,

Eskinin kaybedilen saygınlığı,

Yıpranmış giysiler kadar ediyor,

İçine kötülük kaçmamış dünler,

Tek başına özgürlük dağıtıyor,

Heyyt !

Yaşasın özgürlük,

Eski simitlerin kokusu geliyor burnuma hemen,

Pür neşe çocukluğum ayaklanıyor ister istemez,

Pürüzsüz gülümsüyor fırıncı amca,

Odalar dolusu kahkahalar peş peşe atılıyor sonra,

Dişli bir kedinin karşısında buluyor kendini köpek,

Kimse korkmuyor birbirinden hiç,

Uykular sevinçten kaçıyor, kocaman kucaklaşıyor eskiler,

Hele hele o bay donuğa dönüşmüyor insanlar…

Bazen bir eski bir yeni etmezken, bazen de bin yeni bir eski etmiyor. Böylesi garip bir durum karmaşası bir anlamda da… Değerini zaman belirliyor, talep arttıkça da değer yeniyi ezercesine güçleniyor. Ünlü bir sanatçının eserleri öldükten sonra daha da değerleniyor. Sevdiklerimizin kıymetini yine öldükten sonra biliyoruz. Kaybetmeden anlamıyoruz eskilerin önemini. Hep var olacağımızı düşünürken yokluk kuyusuna düşüyoruz aniden.

Ve unutuyoruz, bir gün bizde karışacağız eskiler arasına geleceğe veda ederek…

SEVDA SAİME ESEN


12345

Yorum Bırakın



Önceki yazı: Sanatın Yeniden Doğuşu

Sonraki yazı: Konyak