Dünya Kadar Suçlu

biryazar tarafından 10/09/2009 tarihinde yazılmıştır · 0 yorum

1 Yazılar

Çocukluk yıllarında hemen hepimizin yaşadığı benzer anıları olmuştur. Diyebilirim ki ben, en temiz sevinçlerimi o dönemlerde tattım. Katıksız, karnım yarıla yarıla o dönemlerde güldüm en çok. Peki, sonra hiç mi gülmedin, ya da hiç mi güzel zamanların olmadı diye sorabilir siniz? Elbette oldu. Çok güzel zamanlarım geçti. Dünyanın en güzel arkadaşlarına sahip oldum. Boğazıma kadar sevgiye boğuldum bazı bazı. Ve bazen çok üzüldüm telafisi olmayan kayıplarım arasında. Yani, iyisiyle kötüsüyle pek çok duyguyu hissettim ruhumda. İyi ve kötü pek çok şeye şahitlik ettim. Yetişkin bir birey olmanın zorluğu iliklerime kadar işlemişti, söküp atamadım.

Çocukken çevremde kötü bir olay olsa, onu tam anlayamadığım için canım fazla acımazdı. Bir oyun gibi gelirdi hemen her şey. Üzüntü bile… Zira üzüntüyle ağlayan o çocuk, sevgi dolu şefkatli bir kucağın kolları arasında hemen gülümseyebilirdi. Ya da bir çikolata kesmeye yetebilirdi gözyaşlarını. Bu tebessümün ardından ise başka çocukların yanına gönderilirdi hemen.

 “Beni ne kadar seviyorsun kızım?

Dünyalar kadar seviyorum,

Beni ne kadar özlüyorsun kızım?

Dünyalar kadar özlüyorum?

Beni ne kadar öpüyorsun kızım?

Kocaman, kocaman, kocaman öpüyorum babacım.”

Geriye dönmek mümkün olsaydı bu sözleri defalarca, bıkıp usanmadan söyleyebilirdim.

Büyüme sürecim hayatın bana öğrettikleriyle devam ediyor bugün. Büyümek, öyle çocukken sandığımız gibi 20’li, 30’lu, 40’lı ya da 50’li yaşlar anlamına gelmiyormuş. Büyümek, hayatın iyi ve kötü her şeyini basbayağı anlayıp, hissetmekmiş. Büyümek, gözyaşlarının kimi zaman kahkahadan, kimi zamanda acıdan kaynaklandığını anlamakmış. Büyümek, başkasının acısına üzülmekmiş kalbin parçalanırcasına. Büyümek, yeni doğan bir çocuğun dünyaya umutlarla gelmesiymiş. Büyümek bazen kaybettiğin zamanmış, bazen de kaybettiğin baban. Ve en çok da büyümek, her türlüğü zorluğa göğüs germekmiş. Bunca iyi ve kötü birçok olaya karşın yaşamı onurlu bitirebilmekmiş.

“Dünya kadar suçlu,

Birbirini kaybedip unutanlar,

Dünya kadar suçlu,

Burnu yere düşse eğilip, almayanlar,

Dünya kadar suçlu,

Tabancasını çekip, silahını boşaltanlar,

Dünya kadar suçlu,

Bohem hayatı* geçirenler,

Dünya kadar suçlu,

Kardeş kardeşi ezerken,

Dünya kadar suçlu,

Çocuğunu sokağa bırakan anne,

Dünya kadar suçlu,

Yüreğinde demet demet öfke biriktiren,

Dünya kadar suçlu,

Kendine Müslüman er kişi,

Dünya kadar suçlu,

Karanlığın köleleri,

Dünya kadar suçlu,

Kalpleri taş kesilenler,

Dünya kadar suçlu,

Batakçı adam,

Dünya kadar suçlu,

Eli kıçında dolananlar,

Dünya kadar suçlu,

Eğilip bükülenler,

Dünya kadar suçlu,

Bizim işimiz mi bu diyenler,

Dünya kadar suçlu,

Ot gibi biten fırsatçılar,

Dünya kadar suçlu,

Baştan aşağı değişen insan”

Bazen öğrendiklerim beni çok mutsuz etti. Bundan eminim. Böyle düşünen başka insanlarda var hayatın içinde. Son yıllarda daha bir bozuldu dengeler. Fısıltılar daha bir arttı, daha bir arttı olaylara alışkanlık. Görüş alanına giren birçok duygu gittikçe azalmaya başladı sanki. Ya da bütün bunlar beynimdeki kuruntulardan ibaretti.

“Kırmızı pabuçlara ne oldu peki?

Peşinden gitmek istediğimiz güzel hayaller nerede?

Çalıların arasında koşup oynayan o küçük kıza ne oldu?”

Büyüdüğümü anladığım anlardan itibaren bakir toprağın üzerine eskisi gibi basamaz oldum. Puslu havalarda varlığı ve yokluğu daha fazla hissetmeye başladım. Baharı başlarına vuran insanlar geldi bir bir aklıma. Çocuk oyunlarında arkadaş olmak ne de güzeldi oysa. Topluca birçok şeyi ucu ucuna beraberce tutturuverirdik.

Bu hislere büyüdüğümü anladığım günlerde kapıldığımı söyleyebilirim. Televizyonda izlediğim bir şehit haberi kalbime bıçaklar saplıyor adeta. Depremde can pazarına düşenlerin haberi ruhumu bedenimden ayırırcasına acıtıyor. Bir selin alıp götürdüğü bedenin çaresizliğe teslim oluşu ise uykusuz gecelerin kapısını aralıyor. Üzülmemek elde değil. Üzülüp, beklemekte benim bildiğim çare değil çözüme giden.

Görülüyor ki, şaibeli cinayetler, yoldan çıkmış onlarca duygu, yalnız bir geleceğe sürdürülen yolculuk nice yeni baba sorunların artması anlamına geliyor.

Merak ediyorum, bizleri nasıl bir gelecek bekliyor?

*Bohem hayatı: Başıboş yaşayış

 Sevda Saime Esen


12345

Yorum Bırakın



Önceki yazı: Narada ile Tanrı

Sonraki yazı: Açlık Ordusu Yürüyor