Devinim

biryazar tarafından 05/10/2011 tarihinde yazılmıştır · 2 yorum

1 Yazılar

Nefes kesen ayaza karşı direniş gösteren bir ruhun sessizliği, boğazını yakarak gözlerine inen, akmamak için direnen bir gözyaşı gibidir bazen. İçinde sayısız duyguyu barındırır. Tıpkı; görünmez bir yangının sıcağına karşı, görünmez dondurucu bir soğuğun haşmetini bozmadan duruşu misalidir. Böyle zamanlarda içimizdeki zıt duyguların ağırbaşlılığı düğümleniverir ruhumuza. İnce, zarif ve kırılgandır hemen her şey… “ Kentlere, kıtalara sığamıyorum” diyen bir iç sese kulluk edercesine yaslanır dünyan.

“Merhaba geçen zaman,

Büyük aşklar, büyük başarılar, büyük yalnızlıklar,

Merhaba çok sesli duygular,

Sona eren patırtılar, arayışlar, yaşantılar,

Ansızın kaybedilen sonlar, sona yakın Merhabalar,

Aydınlık karanlıklar, Karanlık aydınlıklar,

Merhaba!”

İçimdeki her şey birbirine karışıyor kimi zaman. Gözlerim bazen çakmak çakmak bakarken, bazen de kırpıştırarak süzülüyor bir ışığın aydınlığına. Göremiyorum. Ya da pınarları kurumuş kan çanağı gözlerim, keskin bir bıçak gibi yararak giren duyguların körlüğünde ilerliyor. En sert inişler, en sert çıkışlara şahitlik ediyor. Aynı anda üşüyen bir ruha, aynı anda yanan bir yürek eşlik ediyor. Aynı anlara esaret akşamlar boy gösteriyor sonralarda…

Oysa; altı-yedi yaşlarındayken çok uzaklar yoktu benim için. Mutluluktan uçuyordum coşkulu bir kucaklama da. Yabana atılmayacak kadar zengin hissediyordum kendimi. Yetişkin bir insanın bacağı kadardı boyum ancak. Bahanem ne sonbahar, ne de kıştı. Ama büyüyünce hayat, tezatlar arenasına dönmüştü sanki. İstemeden elden çıkarılan duygular, istemeden yaşanan değişimlerin en küçük oğulları gibi olmuştu. Hiç hoşlanmıyorum bu küçük oğullardan, hatta hiç sevemedim yıllarca.

İç sesim kimi zaman bir vapurun küpeştesine yaslanıp, uzun uzun ufku izlemek istiyor. Öylece kalıp, mütevazı bir konakta yaşayan insanların hislerine ortak, o davetsiz misafirin duygularını inşaya meyil ediyor. Doğudan batıya, kuzeyden güneye demir ağlarla örülü akşamların merkezine, ışık taşıdığım zamanlarım oldu bazı bazı. Anadolu’nun zorlu yollarını arşınlayan seyyahtan pekte farkım yoktu o dönemlerde. Kendine defalarca şans tanıyan biriydim sadece.

Öyle çok konuşuyor ki iç sesim benimle, bazen içimi acıtıyor. İşte, o zamanlarda hiç konuşmasa diyorum. Sussa, sessizliğin içinde baş başa kalsa yalnızlığım. Züppelik etmese zaman… Kısa bir süre sonra diye başlayan cümlelerin arasında kaybolmasam. Uçarı, sarı saçlı bir sarışının arka arkaya patlattığı kahkahalara dönüşmese çocukluk düşlerim… Uzun süre sesim çıkmayınca mesela; meraklansa gece, uyumasa benimle.

Tabancası elinden yere düşmüş bir katilin, kurbanı karşısındaki acizliğindeyim adeta. Zaman ve insan, başlangıç ve son, kundağın içinden çıkan bir çift minik elin uzantısı kadar umutlarla dolu değil midir her zaman? Biraz büyüyünce çocuklar, biraz daha büyüyor duygular. Biraz biraz değişiyor salya sümük ağlamalar.

Ne bileyim karmakarışığım son zamanlarda. Konuşurken, iki kelimeyi bir araya getirmekte zorlanıyorum kimi zaman. Bazen hiç konuşmak gelmiyor içimden. İstemiyorum. Asileşen düşünceler arasında sosyal bir patlama yaşıyorum sanki. En yeni duygularım, eskileri ile birbirine girmiş durumda. Üstlerine bir örtü çekeyim diyorum bazen demesine de, biraz büyüyünce altında ezilip kalmaktan çekiniyorum. O zaman da bir haraya gidip, ata binen jokeyler gibi dörtnala koşturmak istiyorum her şeyi unuturcasına. Bunun adına unutmak mı diyorlar, yoksa arkanda kalmasına izin vermek mi bilemiyorum. Ama ne unutmak geliyor içimden, ne de arkamda kalmasına rıza göstermek. Sonralara bırakıyorum yalnızca.

“Ve akşamüstü bir tıkla çalınıyor kapım,

Yüce bir duygu cezalandırıyor sanki yüreğimi,

Tuhaf bir his ödüllere uzak zulüm gibi duruyor içimde,

Masallarına isyan eden ipsiz sapsızlardan olayım diyorum,

Yapamıyorum.

Ağır bir vicdan erdemlice dövüyor benliğimi,

Acayip acıyor canım,

İlk günahım gibi çıkmıyorsunuz aklımdan,

Ya kendimi lanetleyip çekip gideceğim bu diyardan,

Ya da adam akıllı bir yanlışa dur diyeceğim dolu dolu,

Açlık, susuzluk, uyku ile uyanıklık ruhumu kemiriyor,

Uyuyorum uyanıyorum,

Uyanıyorum uyuyamıyorum.

İçim, kocaman bağırıyor,

Cılızlaşıyorum.

Kendimle deviniyor, kendimle filizleniyorum.

Bir avuç dolusu ben oluveriyorum sonra,

Sonra kutsallaşıyorsunuz varlığımın arasında,

Pespayelikten sıyrılıyorum öylece.

Işıktan kamaşıyor gözlerim bir hayat kurtarmışçasına,

Çocukça seviniyorum. “

Sevda Saime Esen


12345

{ 2 yorum… bu yorumları oku ve sende bir tane bırak }

1 Zülfikar cabbaroglu 05/10/2011, 19:20

İyi geceler arkadasim;yazın cook guzel olmuş ve toplantıda bitirememistim tesekkur ederim. bir ruh durumundan başka bir ruh durumuna geçişi ancak bu kadar guzel anlatabilir insan,ayrıca sindirdikten sonra yorum yapabilirim.. Umarım hep böyle başarılarını görürüz.. Saglicakla kal. 

2 biryazar 06/10/2011, 14:35

Çoğu zaman sözler lal olur, bilinmeze yolculuk eder ifadesi güç duygular. En güzel anlatımlar bile anlatabilmiş değildir duyguları. Ama, her şeye rağmen denemiştir hissettiklerini paylaşmayı. Bende öyle yaptım. Sevgiler

Yorum Bırakın



Önceki yazı: Kendime Kısa Mektuplar-1

Sonraki yazı: 23 Sentlik Askere Dair