Narada ile Tanrı

biryazar tarafından 10/09/2009 tarihinde yazılmıştır · 0 yorum

3 Diğer Yazılar

Olaylar sonsuz bir çölde baÅŸlar. Tanrı ile Narada adlı bilge yan yana yürürlerken gözleri engin boÅŸluÄŸa dalar. Bir süre sonra Narada Tanrı’ya dönüp sorar: ‘Ey yüce Tanrım, bu dünyanın ve orada yaÅŸayan bütün yaratılmışların hayatının görünümlerinin ardındaki sır nedir?’ Tanrı gülümser ve susar. Yola devam ederler. ‘Evladım,’der bir süre sonra Tanrı ve ufka bakar, güneÅŸin sıcağı beni susattı. Bu yoldan biraz daha gidersen bir ırmak bulacaksın. Irmağı takip et, bir kasabaya geleceksin. Oradaki evlerden birine git ve bana bir bardak soÄŸuk su getir.

‘Hemen,’ der Narada ve yola koyulur.

BomboÅŸ arazide dakikalarca yürüdükten sonra gerçekten bir ırmaÄŸa gelir. Irmağın öte yanında bir yerleÅŸim alanı vardır. Narada derli toplu görünen bir çiftlik evine yaklaşır ve eski tahta kapıyı çalar. Kapı genç, güzel bir kız tarafından açılır. Gözleri ışıklar saçmakta ve Narada’nın gördüğü diÄŸer kadınların gözlerine hiç benzememektedir. Kızın gözleri ona Yüce Tanrı’sının gözlerini hatırlatır. Narada bu gözlerin içine baktığı anda Tanrı’nın talimatını ve oraya geliÅŸ amacını unutur. Kız onu içeri davet eder ve ikramda bulunmak ister. İçeride, kızın annesiyle babası bu bilge kiÅŸinin geliÅŸini bekliyor gibidirler. Narada için en nadide yiyecekler hazırlanmıştır. Hiç kimse oraya neden geldiÄŸini ve ne istediÄŸini sormaz. Uzun yıllar önce aralarından ayrılıp uzaklara gitmiÅŸ eski bir dost, sanki ÅŸimdi geri dönmüş gibidir.

Narada bu dost canlısı ailenin evinde birkaç gün kalır. Kendisine gösterilen konukseverlikten çok memnundur ve genç kızın güzelliÄŸine gizli bir hayranlık beslemektedir. Bir hafta böylece geçip gider, ardından iki hafta daha geçer. Narada çiftlikteki günlük iÅŸlere katılmaya baÅŸlar ve kısa bir zaman sonra aile, orada sürekli bir misafir olarak kalmasını ister. Narada bunu sevinçle kabul eder ve bir zaman daha geçer. Nihayet, rüya gibi geçen günlerin sonunda Narada evin kızı ile evlenme arzusunu dile getirir. Baba çok memnundur. DediÄŸine göre herkes bunu ümit etmiÅŸtir…

Narada ile genç kız mutluluk içinde evlenerek aynı eve yerleÅŸirler. Çok geçmeden bir erkek çocukları dünyaya gelir, ardından bir erkek çocuk daha doÄŸar ve sonunda bir de kızları olur. Narada kasabada küçük bir dükkan açar ve kısa sürede iÅŸini büyütür. EÅŸinin annesi ve babası öldüğünde ailenin reisi artık o olmuÅŸtur. Zaman akar gider, kasaba halkı mali iÅŸlerde Narada’nın rehberliÄŸine güven duymakta, hatta giderek kendisinden kiÅŸisel tavsiyeler de istemektedirler. Çok geçmeden belediye meclisinde yüksek bir göreve getirilir. Hayatı, kaçınılmaz olarak, bir kasabada yaÅŸamanın verdiÄŸi doÄŸal sevinçler ve üzüntülerle doludur. Böylece hayat anlamlı ve baÅŸarılı bir ÅŸekilde yıllarca sürüp gider.

Derken muson yaÄŸmurları mevsiminde bir sabah gökyüzü kararır ve görülmemiÅŸ ÅŸiddette bir fırtına ile yaÄŸmur yaÄŸmaya baÅŸlar. Çok geçmeden ırmak taÅŸar ve sular öyle yükselir ki, sel baskını tehlikesi doÄŸar. Evler olduÄŸu gibi sulara kapılıp gitmektedir. AkÅŸama doÄŸru fırtınanın dinmeyeceÄŸi ve kasabayı kurtarmanın bir yolu olmadığı anlaşılmıştır. Narada, kasaba halkını uyardıktan sonra ailesini toplayarak gecenin karanlığında yollara düşer. Kendilerine daha yükseklerde güvenli bir yer bulmayı ümit etmektedir. EÅŸi ve iki oÄŸlu kasırga ÅŸiddetiyle kükreyen rüzgara karşı direnirken ona sımsıkı sarılmışlardır. Küçük kızını da göğsüne bastırmıştır. Rüzgar korkunç bir ÅŸekilde esmekte ve sel suları gitgide yükselmektedir. Narada karşılarına bir duvar gibi dikilen yaÄŸmurda ilerlemeye çalışırken birden ayağı takılır. Azgın tabiat kuvvetleri oÄŸullarından birini babasının kollarından koparıp alır. Onu yakalayacağım derken diÄŸer oÄŸlunu da elinden kaçırır. Hemen ardından ÅŸiddetli bir rüzgar küçük kızını baÄŸrından çekip alır ve sonunda sevgili karısı da sel sularına kapılarak uÄŸuldayan karanlığa karışır. Narada çaresizlik içinde feryat eder ve ellerini göğe açıp, acıyla kıvranır. Ancak feryatları o korkunç gecenin derinliklerinden doÄŸan dev gibi bir dalganın içinde duyulmaz olur. Dengesini kaybetmiÅŸ ve bayılmıştır. Bedeni azgın sularla oradan oraya çarparak ırmakla birlikte sürüklenir. Saatler geçer, hatta belki de günler…

Narada acılar içinde yavaş yavaş kendine gelir, neredeyse çıplak ve yarı ölü bir vaziyette ırmağın çok daha aşağılarında bir kumsala sürüklenmiş olduğunu fark eder. Şimdi gün aydınlanmış, fırtına dinmiştir. Ancak ortalıkta ailesinden en ufak bir iz olmadığı gibi, başka bir canlı da görünmemektedir. Narada kumların üstüne yüz üstü düşüp dakikalarca kımıldamadan yatar. Her yanı ağrımaktadır, tek başına kalmıştır, üzüntü ve terk edilmişlik duygusundan deliye dönmüştür. Irmakta önünden enkaz yığınları sürüklenmekte, havada ölümün kokusu duyulmaktadır.

Artık her ÅŸeyi elinden alınmış, hiçbir ÅŸeyi kalmamıştır. SevdiÄŸi ve deÄŸer verdiÄŸi ne varsa suların girdaplarında yitip gitmiÅŸtir. AÄŸlamaktan baÅŸka yapacak bir ÅŸey yok gibidir. Derken, Narada aniden bir ses duyar: Adeta damarlarındaki kanı donduran bu ses, ‘Evladım, senden istediÄŸim bir bardak soÄŸuk su nerede?’ Narada döner ve hemen yanı başında duran Tanrı’yı görür. Irmak kaybolmuÅŸtur ve onlar yine sonsuz bir çölde yalnızdırlar. Tanrı bir daha sorar: ‘Suyum nerede? Tam beÅŸ dakikadır bekliyorum burada. ‘Bilge, Tanrı’sının ayaklarına kapanır ve kendisini affetmesi için yalvarır. ‘Ah, unuttum!’ diye durup durup feryat eder. ‘Yüce Tanrım, unuttum! Beni bağışla!’ Tanrı gülümser ve şöyle der: ‘Peki Narada, dünyanın ve üzerinde yaÅŸayan bütün yaratılmışların görünümlerinin ardındaki sırrı ÅŸimdi anlıyor musun?’

Bu dünyada hepimizin bir görevi var, dünyanın güzelliklerine veya sorunlarına kendinizi kaptırıp dünyaya esas geliş amacınızı unutmayın.

Ahmet İnam


12345

Yorum Bırakın



Önceki yazı: Esneyen İnsanlar Ülkesi

Sonraki yazı: Dünya Kadar Suçlu