Adıyorum kendimi var olma yoluna
Keşifsiz bir yürek
Önümde sen,
hayra yorduğum.
Bu devirde de olur mu böyle şeyler, gibi sözler duymuş ya da yazılar okumuş olabilirsiniz. “Bu devir” sözcük öbeğiyle kastedilen, “uygarlık” ise, genelde bütün yakınmaların, yadırganılmaması gereken olaylar veya olgular üzerine olduğunu söyleyebilirim.
Tam da “uygarlık” bu yadırganan şeylerin kaynağıdır ve bu onun doğasında vardır. O, bütün çürümüşlüklerin davetçisi olduğu gibi kendisini yaratanları da yutan bir kültürü işaret eder. Her gün ve her yerde..Biliyor farz ediyorum( hepinizi), bir bilim dalı, uygarlığın “gelişmiş” ahtopot kollarından biri, yani Biyoloji biliminden söz ediyorum.
Kendisi çökmekteyken-artık bilinecek ne kalmıştı ki- kendisine yine yollar bulmuş bir bilim; tabii ki kapitalizm sayesinde. Nöroelektronik çalışmalar, Biyo Pc’ler, Gen haritaları, deneyleri, klonlamalar, moleküler deneyler, iş geldi cyber yaratıklara ve insanı bilgisayara “dönüştürme” çabalarına kadar dayandı.
Ortalama 5- 6 yaşındaki bir çocuğun zekasına sahip ve 250-400 sözcük hafızalı robotlar evinizdeki tüm ıvır zıvır işleri yapabilecek kapasiteye ulaştı neredeyse. Peki, sizce bu “delilik” nereye kadar sürecek ? Ya da bu işin sonu nereye varacak? Yanıt çok basit ve açıktır: Yeryüzünde tek bir saf insan kalmayıncaya kadar!Çok acımasızca görünse de bundan başka nihai, majör bir hedef güdülmüyor. O zaman yeniden tarif edelim her şeyi, bu oluşumların arkasında bir ideolojik-felsefi savunma mekanizması mutlaka vardır. Bunu daha önce de defterde tartıştık, sadece “Cyber Femnizm” ve benzeri doktrinlerle açıklık kazanmaz, bu düşüncenin ardında dehşet bir faşizan düşünce vardır. İnsanlık ve düşünce ekseni yeterince bu konuyu tartışmıyor, nerdeyse korkusundan tartışmak bile istemiyor.
Ülkemizde süre giden bu boş tartışmalar ve ayağını sağlam basmayan günü birlik çıkışlar, hoplamalar, zıplamalar, etnisite üzerinden gerçekleşen yarı bezirgan, yarı insan pazarı beyhudelikler hem zaman, hem insan kaynaklarını heba eden, ardından da toplumun üzerine çökertilen bu girift, depresif, kederli ruh hali yıllardır ülke kaynaklarını nasıl boşa akıttığına bugünlerde de tanıklık ediyoruz.
Hangi araştırmaya hangi kaynalarımızı ayırıyoruz? Böyle bir majör hedefimiz oldu mu ki?İki sene önce bir biyolojik saldırıya maruz kaldığımızı ve bunun ardında hangi gerekçeler, sebepler, sonuçlar olduğunu hiç tartışan oldu mu? Bu kendi etiyle, kanıyla ayakta durmaya olağan üstü bir çaba harcayan ülkenin kaç Milyar Doları yandı kül oldu? Hiç merak ettik mi?(Kuş Gribi olayını anımsayın!).Bir ikincisi, üçüncüsüne nasıl bir hazırlığımız var? Dünya’yı ve özellikle de gelişmekte olan ülkeleri hedef tahtasında oturtan yeni Biyo Faşizm saldırıları nasıl bertaraf edeceğiz? Önlemlerimiz neler? Evet, çok açık soruyorum.Amerika ve İngiltere’nin pişkince birçok saldırıda kullandıkları onca biyolojik silahlar neyin nesi?
Özellikle İngiltere’nin en son geliştirdiği bu türden silahlarının marifeti ilk kez Felluce ve Lübnan savaşında ( geçtiğimiz yaz – 33 günlük İsrail-Lübnan savaşı) kullanıldı, insanoğlunun ciğerlerini içeriden basınçla patlatan korkunç bir şey. Aç köpeklerin beğenisine ve Ortadoğu topraklarında ( komşularımızda) kullanılan silahlardan söz ediyorum.Bu silahların sunumuna katkıda bulunduktan sonra, “demokratik haber alma özgürlüğümüzü kullanmamızı sağlayan pek mükemmel iletişim araçlarımız” bizi aydınlatmaya ( ne aydınlatma ama) devam edecekler muhtemelen. Stratejik kurumlarımız bu konularda nedenli hazırlıklı?“İnceldiği yerden kopar” gibi fiili durumlara adamların yanıtı hep çok farklı araçlarla olmuştur. Direkt size bir müeyyide uygulamıyorlar artık. Her tarafımızı her türlü müdahaleye açık hale getirmişiz, kaldı ki kapanmak için, kendi gardımızı almak için hiç geç kalmadık, çok acil kimi önlemler alabiliriz. SARS vakasını unutmayın, ne kadar doğru yalan bilinmez, bu bulaşıcı hastalığın laboratuarlarda, Çin’in gelişen ekonomisini hedef alan “diğerleri” tarafından üretildiği söylentileri hala kulaklarımızda.Emperyalistlerin her türlü caniliği, gözlerini kırpmadan ve hiç kimseyi takmadan yaptığını düşünürsek bu söylentilerin gerçek olma olasılığı hayli yüksek.Unutmayın ki tarih o kadar buna benzer örneği barındırıyor ki, her hatırlatıldığında insanın kanı resmen donuyor, İngiltere, Hindistan’da 1940’lı yıllarda 4 Milyon sivil insani öldürmedi mi? Amerika’nın 1991 yılından itibaren Irak’ta sürdürdüğü saldırılarda bağımsız kuruluşların ve BM verdiği rakamlara göre 3.9 Milyon sivil, masum insan öldü.Ya Daha öncesinde?XVIII. Yüzyılda Amerika kıtasında çiçek hastalarının battaniyelerini ve mendillerini Kızılderililere kasten yollayan İngilizler değil miydi? O masum, sivil, suçsuz Kızılderili yerlileri arasında başlayan öldürücü salgın, neredeyse etkisini on yıllarca sürdürdü!2007 Yılında, gelmiş, kime neyi anlatıyorlar şu Amerikalı Demokrat, Cumhuriyetçi caniler?1942 yılında biyolojik silah üretme çalışmalarına başlayan ABD, 1955’te insanların biyolojik silahlara olan dayanıklılığını ölçmek için askerler ve siviller üzerinde denemeler yaptı.ABD, Zararsız dediği bakterileri New York ve San Francisco gibi kentlerin üzerine atarak denedi, saptanan rakamlara göre sadece 1 sivil öldü. Kore Savaşında, Eski Sovyetler Birliği’ne ve Çin’e karşı biyolojik silah kullanmakla suçlanan ABD, dünyaya “vallahi ben yapmadım” dedi. 1995 yılında ise Saddam’a kürt sivilleri yok etmek için binlerce ton Hardal ve Biyolojik silahı kim verdi derseniz?Düşünün ki 1925 yılında yürürlüğe giren Cenevre Protokolünü Amerika ve birçok ülke daha imzalamadılar! Peki, biyolojik silahlar neden tercih ediliyor?Ucuz olduğu için!1960 BM verilerine göre 1km2 alanda konvansiyonel silah kullanımı 2000 Dolar, Nükleer silah için 800 Dolar, Biyolojik silah kullanımı için sadece 1 Dolar yeterlidir!Tehlike bir paranoya değil, gerçeğin ta kendisidir!Tedbiri elden bırakmayalım ve gereken önlem neyse hep beraber onu alalım.Şok Doktrini bu adamların uzmanlık alanıdır, bu ilkeyi unuttuğunuz an biterseniz!Son bir ay zarfında topraklarımızda olup biteni irdelediğimizde karşımıza nasıl bir resim çıkıyor? Neyi sınıyorlar?Ama bana öyle geliyor ki bir yerlerde bir şeyler çok eksik kalıyor, bu “Şokları” toplum üzerinden emerek karşı psiko- teknik atakla yanıtlamakta ciddi sorunlarımız var.Elimizde mevcut birçok olanağı karşı “şok” atak olarak kullanamıyoruz. Onu da Sn Prof..Vamık Volkan bey’e soralım! Bunun için önce Amerika’ya sonra da “bir yerlerin”psiko-teknik laboratuarlarına girme izninizin olması gerekiyor! Ne diyordu?(“Irak’ı doğru düzgün araştırmadan girdiler “bizimkiler” ( kimmiş bu sizinkiler Volan Bey?)sonrasında gördük işte ne işler açtılar başlarına (yine) “bizimkiler”!”).Homeros’un bu dizelerini hep kulaklarıma küpe ettim:“Ama bir gün tanrılar nefret etti ondan,Aleion ovasında kaldı tek başına,İnsanlardan kaçarak yedi kendi kendini..”
Sufi… (Borges Defteri)


