Bir Ağıt Olarak İnsan

biryazar tarafından 10/11/2009 tarihinde yazılmıştır · 0 yorum

3 Diğer Yazılar

bir ağıt olarak insan Kim yitirmiyorum derse, çoktan yitirmiÅŸtir. YaÅŸamak yitirmektir. Yitiriyorsak, “elimizde” yitirdiÄŸimiz var demektir. Bizde birÅŸey var ki yitiriyoruz. Yitirirken var olduÄŸumuzu, var olmuÅŸ olduÄŸumuzu duyuyoruz. Ölürken yaÅŸadığımızı anlıyoruz. Oysa, yaÅŸarken ölmekte olduÄŸunu anlayanımız pek az.

Yitirdiğimizi anlayınca, ağıyor yitirme duygusu, bir ağu gibi içimize ya için için ağlıyor ya ağıt yakıyoruz. Ağlamak edilgin, üstümüze üstümüze gelene karşı, olağan sayılabilecek tepkilerden biri. Ağıtsa, yitirilene karşı duruş: Bir etkinlik. Ağıt yakıyorum, başıma gelenler karşılaştıklarım, yitirdiğimi düşündüklerim, şiirlenmeye değer demek ki. İnsan kayıbını şiirleştirebilirse, ağıtlayabilir. Gerçeklilik üstüme gelirse kaçmam: Dururum karşısında. Ben insanım. Şiirleyen insanım. Ağıtlayan. Ağıtlama gücüm bir ağıt oluşumdan geliyor. Gelsin ne gelecekse, gelen her acı, hoş geldi sefa geldi, ağırlarım.

Acılarımı ağırlarım. İnsanım ben. Gerçeği ağırladığım için, ağıtım!

İnsan çevresindeki sorunlarla başedebilmek için, bir homofaber olarak üretir. Alet yapar. Teknolojiyi oluşturur. Bilim gözüyle anlamaya, seyretmeye (theoria) koyulur. Üreten, meydana getiren,ortaya ürün koyan varlık olarak homopoesisdir.

İnsan yalnızca fiziksel anlamıyla alet üretmez, düşler, kavramlar, düşünceler de üretir. Diliyle ortaya koyar ürünlerini. Diliyle üretir. Uğradıklarının altında kalmamaya çalışır. Çırpınır. Bir çırpınma biçimi olarak üretim, var olma çabalarından biridir insanın. İşte şiirleme eylemi de dünyaya karşı dünya koyarak, çırpınma biçiminde bir üreterek varolma biçimidir. Dünya içine gömülerek, onda eriyerek değil, dünyanın sunduğuna bir karşı sunu olarak yaşar insan. Dünya içinde erise bile, örneğin bir bilgelik tutumu olarak dünyayla, doğayla bütünleşme çabası içindeyken, kendi rengiyle katılır dünyaya. Rengi, evrendeki renkler içinde çok güçsüz görünse bile, o, rengini anlamaya uğraşan, sorgulayan, dönüştürmeye çabalayan bir varlıktır. Dünyayı anlar, anlatır, eleştirir, sorgular, dünyayı duyar. Duyurur. Şiirler.

Åžiirleme, Husserl çizgisindeki fenomenoloji anlamında bir anlam verme (noesis) deÄŸildir. Åžiirleme salt bilinç sınırları içinde gerçekleÅŸmez. Yalnızca noetik bir edim deÄŸildir. İnsan varlığının onto-etik yapısından kaynaklanır. İnsan aklının bir özelliÄŸidir. İnsan, ÅŸiirleyen bir akla da sahiptir. Åžiirleme, “ben varım” çığlığıdır. Varlığını duyurmadır. Bunu “sözle” yapar. Müzikle. Resimle. Sanatla. Bilimle. İnanç düzenleriyle. Kültürüyle. Elbette her insan yaratısı, her kültür ürünü ÅŸiirleme ile oluÅŸmaz. Åžiirleme, bir tavrın, bir tutumun, bir yöneliÅŸin adıdır. İnsan, ÅŸiirlemeden üretebilir. Çağımız bunun sayısız örnekleriyle doludur. Dünyayla, evrenle, insanla karşı karşıya olduÄŸu duygusunu taşımadan, körü körüne çabalarla gerçekleÅŸtirilen kültür ürünlerinde ÅŸiirleme çabası yoktur. Åžiir yoktur. Bilimde, düşüncede, sanatta, giderek ÅŸiirde bile ÅŸiirin görünmemesi, ÅŸiirleme çabasını unutmuÅŸ insandandır. İnsan, yaÅŸamındaki ÅŸiiri, aklındaki ÅŸiirleyen bileÅŸeni, ürünlerini ortaya koyarken unutmuÅŸa benziyor.

Åžiirleme dünyayla, evrenle karşı karşıya olma duygusu ve tavrıyla baÅŸlar. Bu karşı karşıya oluÅŸ, karşıda olanı karşılayabilme gücünü gerektirir. Evreni karşılayabilme gücü: Åžiirlemenin ilk adımı. Karşımızda duranı, karşılayabilme duyarlılığı bizi ahlak alanında, karşımızda durana direnebilme gücünü taşımamızdan dolayı teÅŸekkürü gerekli kılar. Varız. Karşımızda olanlar var. Karşıda duran bir evren. Bu evreni karşılayabiliyoruz: Şükür ki karşılayabiliyoruz. Yok olmak yerine var olduÄŸumuz için borçluyuz. YaÅŸamak borçlu olmaktır. YaÅŸadığı dünyanın kendisine haksızlık yaptığını, sürekli olarak yaÅŸamdan alacağı olduÄŸunu sananlar yanılıyorlar. KarşılaÅŸtıklarımızı karşılayabilmeliyiz. Budur borcumuz.YaÅŸama, var oluÅŸa şükran borcumuz bundandır. İç dünyamızda keÅŸfettiÄŸimiz sonsuzluÄŸa duyduÄŸumuz şükran, bizi ÅŸiirlemeye götürür: Varlıkla karşılaÅŸabilirim, evrenle. KarşılaÅŸabiliyorsam, içimde karşılama gücü vardır. Bu güçle içimdeki içimdeki sonsuzluÄŸu duyarım. Bu gücü borç aldığımı anlarım, karşılaÅŸtıklarımdan. Bu gücün emanet olduÄŸunu. Öyleyse, ÅŸiirleyen bir insan olarak, emanete karşı, borç aldıklarıma, bana verilenlere karşı, duyarlılığımı, “ÅŸiirde” ortaya koyarım. Åžiirlemenin ardında insanın onto etik yapısının bulunmasının anlamı budur: Åžiirlemek borç ödemektir. Var oluÅŸ biz ÅŸiirleyenlerden bunu bekler. “Beni ÅŸiirle” der. Åžiirleyerek borcumuzu ödemeye çalışırız. Varlığın, “ÅŸiirleyerek borcunu öde” uyarısına, ÅŸiirle karşılık veririz. Güveniriz çünkü, varlığın çaÄŸrısına. YaÅŸarken varlığın çaÄŸrısını duyarız; bu çaÄŸrı bir buyruk gibi gelir bize. : “Borcunu öde”. “Åžiirleyerek öde.

Borcumuz olduğuna inanır, varlığa güveniriz. Varlığın şiirden anladığına, bizim şiirlememize yardımcı olacağına. Varolmayı karşılayabilenin, varlıkla krşı karşıya kalanın hânesine borç yazılır.Yaşadıkça borcumuz artar. Kime ? Yaşamaya, insana. İçimizdeki sonsuzluğa. Borcumuz artar. Borcumuz, yaşam bize verdikçe artar. Ödemenin yollarından biridir, şiirleme. İnsan çok yüksek şiirleme gücüyle, tüm borçlarını öder de, alacaklı duruma erişebilir mi? İçimizdeki küçük sonsuzluk, dışımızdaki büyük sonsuzluğu yenebilir mi ? Hiçbir zaman! Şiir, insanın tüm borcunu ödeyemez. İnsanın eksikliği oradadır. İnsanın bir olanaklar varlığı olduğu açık. Olanaklarının sundukları, arkada kalır hep. Önde ise, olanakları tüketen bir yaşam vardır. İnsanın eksikliği, borçluluğu buradan kaynaklanır. Borcunu şiirle ödeyenker şiirleyenlerdir yaşamlarını.Başka türlü nasıl ödenir borç, bilmiyorum. Borç hânesini şiirle silemeyenlern borcu yazılmaya devam edecek diye düşünüyorum. (Şiirin en geniş anlamıyla!)

Zâten borçlu olan bir varlığın, onto-etik yapısıyla eksik kalmaya mahkûm, bu eksikliğini varlığa güvenerek şiirleme çabasıyla gidermeye çalışırken, yitirdiğini görüyoruz. Eşyasını, sevdiklerini,duygularını,toplumsal konumunu, ilkişkilerini, bilgisini, sezgisini, umudunu, sevincini yitiriyor. Yitiğine yitik katıyor. Eksiğine eksik.

Yitiriyor. Daha da borçlu olacağını düşüneceÄŸine, alacaklı olduÄŸunu ileri sürüyor. Dünyanın kendisine, istediÄŸini vermediÄŸi için nankör davrandığını, vefâsızlık ettiÄŸini ortaya atıyor. Bu alacaklılık duygusu, dünyaya karşı bir hınç duymasına yol açıyor. Başına gelenleri haksızlık olarak görüyor. “Yitirdim, demek ki borcum arttı” diyemiyor. “Yitirdim,geri verin bana” diyor. Yitirmeleri sonucu ağıtın ağıtın oluÅŸamamasının ardında olan da odur. Ağıtan deÄŸil, dağıtan bir insan olmasının. Ağıtan insan yitirdikçe borcunun arttığını düşünendir. Borcum arttıkça defterimdeki borç,ÅŸiirlememi ister benden.

Borcum artyor duygusunun, Hıristiyanlıktaki “günah”, “suçluluk” kavramlarıyla ilgisinin olmadığını düşünüyorum. İktidardaki güçlerin,insanlara haksızlık edip,onları sömürerek, onların “borçluluk psikolojisinden” yararlanabileceklerini düşünebiliriz. Evet, isyan; isyan da bir borç ödemedir: Borcumuz ÅŸu ya da bu kuruma, ÅŸu ya da bu insana deÄŸil, varlığın kendisinedir. Var oluÅŸumuzu duyurmak, evrenin bize verdiÄŸinin altında kalmamak, varlıklar arasında dinelip, ayaÄŸa kalkarak, “ben de varım” çığlığı atmak; var olduÄŸunu göstermek için ÅŸiirlenmiÅŸ ürünler ortaya koymak, ÅŸiirlemek. Åžiirleyen insanı sömüremezsiniz. Belki öldürüp yok edebilirsiniz. Åžiirini yakabilirsiniz. Åžiiri, varlığın ÅŸiire açık kulağında, belleÄŸinde duracaktır. Evrende, ÅŸiirleyen varlıklar olacaktır. Åžiirleyerek varolan evrenin sesini,yine evrendeki ÅŸiirleyen varlıklar duyacaktır. Åžiirleme, sürekli yaratım sürecidir. Evrendeki devinmedir. Devinmenin bilinçli, duygulu biçimidir.

Bir ağıt olarak insan, bu devinimi yaşayan, bu devinim olan insandır.Yitirmenin doğallığını yaşar.Yitmiş olana karşı,yitecek olanı koyar. Ama koyar. Başına gelenden korkmaz. Acı çeker elbette. Devinim, duygudan yoksun yaşanamaz. Acısının altında kalmaz. Acısının altında kalmak yakışmaz insana. Bir ağıt olan insana. Ağıtır çünkü, ağıt yakar, ağıtlar dünyayı, başına gelenleri ağırlayarak. Buyur ederek acıları. Onları konuk ederek. İsyan bir dirence,şiirlemeye dönüşmüştür. Yitirdim, demek ki yapacak çok işim var, üretecek çok şey var. Yitirdim,borcum arttı; dövünmem, yerinmem, kendimi kahretmem, kendimi oymam, doğru değil. Sesimi duyurmalıyım. Yitirdim. Yitirdikçe, ağıtlama gücüm artmalı. Yitirdikçe ağmalıyım evrene doğru.

Elbette böyle yapamıyoruz. Geri dönülemez bir yitim gibi görülen ölüme karşı, ölürken nasıl şiirleyebiliriz? Ağır hastalıklarda, doğal âfetlerde, yıkımlarda, bunları yaşamakta olan biri olarak ağıtı nasıl gerçekleştirebilirim ?

Başımıza geldiği anda, dağıtıyoruz, ağıtma yerine. Şiir sonradan geliyor. Diğer insanlara yakabiliyoruz ağıtı, çoğunlukla. Kendimize yakamıyoruz. Sonradan ve diğerleri için. Ağıt yakan,yitiğe şiir şiir sunan insan,tüm insanlar, tüm duyan, anlayan, bilinçli varlıklar adına ağıt yakıyordur. Ağıt, yazgıya bir kafa tutma, bir kuru isyan, karşı çıkış değil, bir teşekkürdür.

Sisifos’un kayası bir teÅŸekkür sonucunda çıkıyor oraya.Orada durması ya da durmaması ağıt olan insan için çok da farklı deÄŸil. Dursa, borç bitmiyor ki! Sisifos deviniminin özelliÄŸi o. Ağıtı o.

Her insanın ağıtı ayrıdır. Doğrusu, borç hânesi farklıdır. Borç hânesi ondan, borcuna yakışan şiirlemeler bekler. Şiirlemesini gerçekleştiren ağıtını oluşturur. Ağıtlar. Ağıt olur. İnsan ne zaman ağıt olmayı öğrenecek? Yitirmeyi, titirebilmeyi öğrenebildiğnde. Ağıt olmayı başarabildiğnde!

Prof.Dr.Ahmet İnam


12345

Yorum Bırakın



Önceki yazı: Anlam Masalı

Sonraki yazı: Kısa Bir Not